Beyin bedava

İçimden çok pis yazmak geldi de .. Neyin üstüne ne yazayım bilemedim..

Bu aralar fazla duygu geçişlerim oldu.. Özlemlerim oldu.. Kendi üzerime sorgulayışlarım.. Baharın gelişi.. iklim değişiklikleri beynime vurdu..

Sevgili edebiyatçılar , bugün kendimi serbest bıraktım; hiçbir yazım kuralına dikkat etmeyeceğim.. affedin.. bu güven nereden derseniz söyleyeyim..

Sırtımı, bugün örnek olmak adına, güneşin içime işlerken bırakın kemiklerimi ruhumu ısıttığı o anda, kitaptaki kelimelere ve Didem’e ve Duygu’ya dayadım.. karşımda da Gizem vardı.. hepsi bana güzeldi..

Güne süper mario’lu anılarımla başladım.. o kara soğuğun sadece vücudumu dondururken aynı evi paylaştığım güzel Didem’in içimi ısıtmasıyla… bugün yine o yaldızlı arabesk mutfak dolaplarının olduğu eve dönüp ( ki bundan 6 sene öncesinden bahsediyorum) prensesi kurtarma çabasına girdim.. özledim…

Sonra üstüne Deniz bir resim paylaştı.. süper yaratıcı bir beynin çoraplardan yaptığı o insan figürü.. hoopp mevsimim sonbahar oldu.. kendime hüzünlendim sonra da isyana geçtim.. ona da şunu söyledim :

“ İnsanların bu yaratıcılıklarını görünce kendimi ottan bir tık fazla düsünen hissediyorum işte o an içimdeki aristo günümüz anlayısındaki kısmen ilkel kendi döneminde açtığı çığırla bağırıyor sado düsünen bir hayvansın diye”

 

İstemediğim o şeyleri yapma zorunluluğu… hop yine kışa döndü baharım..

Babalargezegenine ne zamandır yazmıyorum diye düşünürken.. hep eksik bıraktığım o şeyler… hep eksik.. hiç tamam değil.. sizde de öyle mi?

Yetememezlik hissi … kemiriyor mu? Beyniniz aynı anda mevsim geçişleri yaşıyor mu? Ya beynim soguk alırsa.. ıhlamur fotografları geçirir mi?

Sınav nasıl geçti sorusunun üstüne ne demişti o kpss’den çıkan abi:

Çok kolaydı.. Attım hafızaya beyin bedava , bedava ya..

Not: görsel google’dan


 

Emekçi kadınların anısına

Kadın nedir?

Bir ayrıcalıktır. Hormonların, beynin, vücudun, kalbin hep farklı çalışmasıdır. Daha zayıf görünmek ama daha güçlü olmaktır.

Kadınlar günü hangi toplumsal olayın üzerine kabul edildi biliyor musunuz? Hangi tarihte? Hangi acı olayın olmayan telafisi üzerine kutlanıyor biliyor musunuz?

8 Mart 1957… Yer : Amerika.. 40000 dokuma işçisi daha iyi koşullarda çalışmak için greve başladı. İşçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve çıkan yangında işçilerin barikatlardan kurtulamaması sonucunda 120 kadın işçi öldü.

120 kadın, 120 sevgili, 120 anne, 120 üretici…

O yüzden bugün en koyu renk rujumla, yüksek topuklarımla, en şen kahkahalarımla… eteğimin boyutuna aldırmadan, bu toplumda üreten bir birey olarak, bu toplumda var olarak… doğuran, yetiştiren, eğiten, üreten, seven ve küllerinden yeniden doğan o 120 kadın olarak – söylüyorum:

“Biz güçlüyüz; hem de çok güçlüyüz”

 

#dünyaemekçikadınlargünümüzkutluolsun

Sorumluluk

 

Hiçbir zaman dikkatsizliğimizi düşünemeyiz. Yani canımızın acısının sehpanın yeriyle degil de dikkatsizliğimizden oluştuğunu hiçbir zaman kabullenemeyiz..

Halbuki biz mikemmel varlıklardan oluşmuş bir millet olarak asla hata yapmayız.. Bu yüzden de sorumluluğumuzu hep başkalarına yükleriz. Eee çocukluğumuzdan beri böyle yetişiyoruz. Ayağımızı sehpaya çarparız, ağlarız ve biri gelir sehpayı döver.. Biz de sehpaya kızarız onun yüzünden oldu diye. Az biraz daha büyürüz, akıl yürütme şeklimiz değişir bu sefer de sehpayı buraya kim koymuş ki deriz .. Zaman ilerler biraz daha detaylı (!) düşünmeye başlarız bu sefer de ah bu sehpa böyle mi dizayn edilir deriz.. Bunu beğenip de alan kafaya ben ta ………

Hiçbir zaman dikkatsizliğimizi düşünemeyiz. Yani canımızın acısının sehpanın yeriyle degil de dikkatsizliğimizden oluştuğunu hiçbir zaman kabullenemeyiz..

Çünkü hata bizde hiç olmadı; hep karşı taraftaydı.. ve bizden bağımsız olarak gelişen her şey canımızı fena halde sıkıyordu.. İşte bunun tam bu noktada adı var:

Sorumluluk..

Nedir sorumluluk?

Yaptığımız özgür eylemlerin sonucunu kabul etmek..

Aldığımız her kararın, yaptığımız her eylemin sonucunu kabul etmek.. Benim kararımdı olumlusu ve olumsuzuyla kabulüm demek..

Ferahlatır bizi ; çünkü yükü başkasına atmak streslendirir, daha çok kızdırır. Halbuki sorumluluğu aldın mı iş değişir. İnsan en son kendine kızar sanırım ve kendini telafi etmek daha kolay olur. İşte bu yüzden, tam bu yüzden sorumluluğu almak rahatlatır bizi.

Peki ya sen ne yaptın ve ne yapıyorsun bu noktada?

Çocukken çarptığın sehpaya kızdın mı hiç?

Yoksa öğrencilik yıllarında yeterince çalışmadığın sınav için zor sormuş diye hocaya mı kızmıştın?

Hala tabelaya bakmayıp da navigasyonun yönlendirmesiyle ters yöne girip aldığın ceza için cep telefonunu mu fırlatıyorsun?

Yoksa o müthiş derbide tuttuğun takımın futbolcusunun hatasını hakemin kararında mı arıyorsun?

Peki ya şimdi? Çocuğunun canını acıtan o şeyi dövüyor musun?

Ve bunların hepsi kızdırıyor mu seni?

Çözümü basit.. Sorumluluğunu al ; sorumluluğunu al ve kurtul!

 

Babalar gezegenin çözümü mü?

Sehpayı kaldır ortadan :))

 

Not: görsel google’dan (ikeadan alıntı)

Tüm aşıklara

Nasıl başlasam aslında hiç bilemedim.. Bu öyle bir sevgidir ki; görmediğin birini böyle de sevemezsin..

Başta bir şarkıdır ; ölmedi yüreğimde yaşıyor dersin.. Sonra ezberlediğin bir şiirdir…

Her sabah okuduğun andımızda gizlidir
Biraz daha büyürsün ilkeler oluverir ve yıllar geçer inkılaplar, fikirler..

Yine en başa dönersin ölmedi dersin yüreğimde yaşıyor.. Düşünceler ölmez dersin; anlarsın anladıkça daha çok, daha çok seversin…

Bir milletin yitmeye yüz tutmuş anında ışığı olduğunu hatırlar; umutsuzluğa büründüğün anda umudun yapıverirsin..

Milletin şansıdır dersin ; benim şansım..

Ve her 10 Kasım 9:05’te sirenin sesiyle hayat durur; fikirler ölmez diye tesellisini yaparsın ama içine işler o ses; gözlerin dolar..

Zaman geçer sen büyürsün..

Sen büyüdükçe ; beynin büyür; kalbin büyür içindeki aşk büyür..

Ve her geçen gün isimlendirmeye çalışırsın ve sonunda bulursun :

“Atatürk bir aşktır”

Tüm aşıklara,

Sevgimle hepinize

Babalargezegenindeki dışavurum da: Atatürk kalp kalp’tir

 

not: görsel googledan

Bir Cumhuriyet yazısı..

 

Kendim yazmadım, sanırım bundan güzelini de yazamazdım.. Ah bir de kendi sesinden dinleseniz; ben dinlerken ağladım ..İsminin geçmesini istemedi ; ama tesekkürler yüregi güzel insan paylasmam için izin verdi. Keyifli okumalar..

BİR CUMHURİYET YAZISI

 

Anadolu her köşesi yiğit dolu. Alırız dediler, yıkarız dediler ama unuttular burası Anadolu.

Kınalı Hasanlar, Şerife Bacılar, Şahin Beyler, Hasan Tahsinler dolu. Bağımsızlık uğruna, onurlu bir gelecek uğruna toprağa düşen şehitlerle dolu.

Anadolu’da bir komutan, mavi gözleri deniz. Ne fırtınalar yaşandı o denizde, ne acılar, ne sakinlikler. Geri dönmek yok, haykırdı Mustafa Kemal: “ Ya İstiklal Ya Ölüm!”

Şahlandı Anadolu, kim tutar onu, yılmak yok, boyun eğmek yok. Bağımsızlık işlemişti bir kere ruhuna, hangi çılgın vuracaktı zinciri ona.

Anadolu’nun bağrında bir şehir, bozkırın ortasında. Mevsim sonbahar, yüreklerde coşku, yüreklerde ilkbahar.

Ankara’da bir meclis, tarih 29 Ekim. Mecliste bir önder, müjdeledi ulusuna: “ Acılarını dindir, gözyaşlarını sil, bugün senin, bugün bayram, bugün cumhuriyet.”

Ulu önderim yazıyorsak sana minnettarlığımızı, özgürsek bu cennet vatanda, bize olan sevgindendir. Sana olan sevgimiz ise gönüldendir…

Saygılarımla

Z. K

 

 

not: görsel googledan

Işın Açar ile annelikten bir kesit röportajı

Merhabaaallaaaarrrrrr!! Hem de uzun bir aradan sonra merhaba 🙂 Kendini çok severek takip ettiğim Işın Açar ile anneliğe dair biraz uzaktan sohbet ettik.. Blogunu da severek takip ediyorum buyrun size linki de bırakıyorum ( www.isinacar.com ) Ben sordum o cevapladı , anlattı daha çok anlatsaydı  seve seve dinlerdim.. Bankacı anne o; bir de iki cocuklu ya merak ettiklerim vardı — Gelin başlayalım 🙂

Devamını Oku →

GOT’a farklı bir bakış

Bireyselliğin bu kadar gün yüzüne çıktığı şu dönemlerde toplum olma bilincinin ya da toplum içindeki farklılıklara rağmen beraber yer almanın bilincinin yitirildiği düşüncesi bende korku uyandırıyor.

İnsanlar bazen birbirini tanımak için çeşitli ipuçları arıyor… Kendine yakın olanı bulmak,kafa dengini bulmak için çaba sarf ediyor. İşte bunu kimi zaman, tercih ettiği bir kıyafette, saçının renginde, dinlediği müzikte, okuduğu kitapta ya da izlediği bir dizide karşı tarafa sunuyor..

Game Of Thrones.. Bu diziyi seneler önce eşimin bir arkadaşı sayesinde ( o zamanlar cnbc e ‘de vardı) izlemeye başladık. Ağırdı dikkati toplayarak izlemek gerekiyordu. ( hala öyle)  İzledikten sonra da üzerinde konuşuyorduk; güzel oluyordu.. Diziyle sosyalleşilir mi? hı hı evet..

Tabiki de burda size dizide şu oldu, şu sahnesi şöyle güzeldi, bu sahnedeki diyalog şöyle harikaydı diye spoilercı tavır kasmayacağım..

Kaçıncı sezon oldu, üzerinden yıllar geçti dizinin izleyicisi de arttı. Ve konusacağımız şeyler de diziyle beraber arttı.  İstemsiz olarak diziyi izleyen insanlara sempati geliştirmeye başladım. Aynı zevke sahibiz demek ki paylaşabileceğimiz farklı şeyler de olabilir düşüncelerine girmeye başladım 🙂

Aslında başladığım bir dizinin bende böyle bir bakış açısı geliştireceğini tahmin etmezdim.  Demek ki dizilere olumsuz bakmamak gerekiyor 🙂 Dizilerin bizi toplumsal anlamda da yakınlaştırıcı etkileri oluyor.

Burdan tüm Game Of Thrones severlere de selam olsun :)) İzlemeyen varsa da tavsiyem : fantastik konulara ilginiz varsa diziyi en başından beri izlemeniz yönünde olacaktır.  Oldukça şanslısınız önünüzde koca 7 sezon var 🙂

Bir de  dipnot: Hazır oğlan uyuyorken bir şeyler karalayayım dedim sağolsun sevgili şöför arkadaşlar gereksiz kornaya abandığı için çocuk iki kere uyandı ve ben de bölündüm. ( yazar burada anlatım bozukluğu yapmıştır)

Sosyal mesajımızı da verelim : Kornayı gereksiz yere çalmayın ! ( yazar burada anlatım bozukluğunu toparlamaya çalışmıştır)

Alın size dizinin bir faydası daha : korna üzerine sosyal mesaj 🙂

sevgiler – kalp hem de en mavisinden

NOT: Görsel google’dan alınmıştır.

Öğretmen Olmak

Öğretmen olmak

Öyle sanıldığı gibi yan gelip yatma yeri değil.. Duygu işi , bu iş… Geçenlerde internette bir yazı görmüştüm : ” her meslek grubundan bireyler işe giderken , işe gidiyorum diye ayrılırlar ama hiçbir öğretmen işe gidiyorum diye ayrılmaz ; okula gidiyorum der” diye.. Sanırım duygu işinin özetini yapıyor olsa gerek bu cümle..

Bu aralar fazla duygusalım mesleğimle ilgili.. Duygularımı kolay ifade ederim de bu son hafta çok tutuk kaldım.. Aslında onlara söylemek istediğim bir hayli cümlelerim vardı.. Hepsi içimde kaldı. Bari yazayım dedim..

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki 2009 yılından beri aktif olarak öğretmenlik yapıyorum ve çalıştığım her kurumda harika arkadaşlar edindim. İşini gönlüyle , güzel kalpleriyle yapan ve her birinden insanlık adına, sevgi adına, dayanışma adına , dürüstlük, idealistlik adına çok şey öğrendiğim nice arkadaşlarım oldu.. Tek tek isim yazmak isterdim ama listem oldukça kalabalık olur 🙂 Güzel kalpler size sevgiler buradan 🙂 (mavi kalp)

Sadece arkadaşlardan mı öğreniyoruz? Tabi ki de hayır!

Ve öğrencilerim..

Bugüne kadar veda ettiğim ve veda edeceğim nice canlar..

Bilmenizi isterim ki onlardan da çok şey öğrendim, öğreniyorum ve öğreneceğim..

Ama sizlerin de kendi örneklemim üzerinden üstümüzde bıraktığınız izlerden bahsetmek isterim..

Bir çocuğun siliktim ben sizle tanışana kadar; bir tenefüsünüzü bıkmadan sorularıma ayırdınız ve varlığımı hissettim ve o gün soru sormaktan, konuşmaktan utanmamam gerektiğini öğrendim sizden sonra demesiyle gücümüzü hissettim. Hayata bir kişi kazandırmış olduğunuzu bilmek nasıl bir duygudur? Tahmin edebilir misiniz? Ben söyleyeyim : Spiderman’dan daha güçlüyüm…

Bazen sevildiğinizi duymak istersiniz ama duymasanız da size hediye edilen kırmızı tükenmez kalemin içinde daha fazla kelime vardır bilin isterim..

Her sabah uykunuzu açmaya çalışırken sizi görünce gülümsen ve günaydın dileklerini ileten o can  size hangi enerjiyi hissettirir söyleyeyim mi? Güneşten daha çok aydınlatırsınız günü…

Peki heyecanla sizi okula davet edip ; anneler günü ertesi her birini temsil eden kendi el emekleri boyamalarını size sunmalarına ne demeli? Onu da söyleyeyim: Sizden büyük bir anne yoktur bu dünyada…

Hocam ; size bir şey söyleyeyim mi ? Bu okulda en çok sizi, A hocasını ve B hocasını seviyorum; ayrımcılık yapmıyor hiç denmesi nasıl hissettiriyor biliyor musunuz? Adaletin ta kendisini…

Peki o kocaman bedenin içinde minik bir kelebeğin var olduğunu bilmek? Dünyanın en gizli bilgisine sahip olmayı hissettiriyor..

Tek çocuk olduğunu bildiğiniz öğrenciniz biliyor musunuz benim bir kardeşim var adı Uras demesi… Ailenizi daha da kalabalıklaştırır…

Bir gün dışarıda arkadaşlarınızla otururken hoş bir gencin yanınıza gelmesi ve siz Saadet Hoca’mısınız? demesi.. Benzettim ama sesinizi duyunca daha emin oldum demesi.. Ya ilk mezun verdiğiniz bir öğrencinizin sizle meslektaş olması? Bu da daha çok öğretmen yapıyor sizi..

Evet sevgili okur.. Aslında yazacak çok şeyim var.. Çok duygum var da yine tutulup kaldım…

Bu sene çok sevgili sınıfıma veda ediyorum. Mezun veriyoruz..  Her birinde biz öğretmenlerden kalma iz var… Eğer bir gün onlarla karşılaşırsanız bilin ki dünyanın en tatlı insanlarıyla karşılaşacaksınız..  İçlerindeki sevgide küçücük de olsa bizden iz var 🙂 Bilin istedim..

Özet olarak, öğretmen olmak o kadar da dilsel bir iş değil…

Öğretmenlik gönül işi…

Bu işi gönülden yapan tüm arkadaşlarıma..

Hepinize benden selam olsun..

Ve siz sevgili canlarım, size açılan her kapı birbirinden güzel olsun..

Sevgimle hepinize

 

 

8 Mart – Kadınlarımıza

Kadınım…

Sizden farkım mı ne? Tabi ki sadece cinsiyet hormonlarım ve cinsel organlarım…

İyi ki kadınım…

Toplumun en temel yapı taşıyım, çekip çevirenim, en az siz kadar toplumda yer sahibiyim… Üretiyorum, düşünüyorum, sorguluyorum, varlığımı kanıtlamaya çalışıyorum.

İyi ki kadınım…

Ev hanımıyım, öğretmenim,mühendisim,şöförüm,psikoloğum, bilişimciyim,askerim,polisim,hostesim,pilotum,işletmeciyim,anneyim,teyzeyim,halayım,neneyim…

En az siz kadar ben de emekçiyim…

1857’de vefat eden kadın işçilerin anısına… Tüm kadınlarımıza…

İyi ki kadınım, iyi ki kadınız!