Sen ne dersen de tencere tava : oyuncak seçimi-2

İkinci üç ay neler aldık oyuncak olarak onlardan bahsedeyim biraz da size.

Bu dönemde de çok aktif oyuncakla oynamıyorlar.. Yumuşak oyuncaklar, rahatlıkla tutabileceği büyüklükte ve kolaylıktaki oyuncaklar seçimimiz oldu. Bir taraftan sürekli araştırmalar…

Kavram kartlarımız sürekli elimizin altındaydı, hayvanlar çıkardıkları sesler vs. (Dikkati çok uzun süre toparlayamasalar da oynadık)

Bir de bebekler ilk başta dokundukları her şeyi kendi vücutlarının bir parçası olarak algılarlarmış zamanla bu algıyı terk ederlermiş. Ayakları ve ellerini yine bu dönemde yavaş yavaş keşfetmeye başladıklarını okuyunca hemen yeni oyuncak arayışlarına geçtik. Ferdacığım yetişti derdimize 🙂

Uras’a fotoğrafta gördüğünüz oyuncakları hediye etti. Uras ellerini ve ayaklarını hareket ettirdikçe sesler çıkıyor; onu da işitsel anlamda uyarıyordu. Aynı zamanda zamanla sesin hangi koşullarda oluştuğuna dair de bağ kuruyordu.

Oyun halısı da en büyük ve uzun süreli oyuncaklarımız arasındaydı. Bu dönemde emekleme çabaları başladığı için üstüne Uras’ı yüz üstü koyuyorduk dikkatini çekecek herhangi bir nesneyi biraz uzağına koyup ona ulaşmasına çabalamasını bekliyorduk.

(Siyah ve kırmızı renkler oldukça dikkatini çekiyordu)

Bu dönemin sonlarına doğru ek gıda serüveniyle beraber yine en sevdiğimiz oyuncaklarımızdan biri de mama sandalyesi oyuncağı oldu. Vurdukça dönüyor; döndükçe müzik çalıyordu.

Tabi ki ben yine oyuncaklar, etkinlikler vs vs kafayı bozmuştum. Bir gün doktor kontrolünde doktoruna oyuncak önerisini sormuştum …

Hehehehehe doktor ne dedi merak ettiniz değil mi? Neticede doktor daha büyük bilir kişi mi olur? Haklısınız… Hadi gelin o zaman söyleyeyim:

” Biz istediğimiz kadar oyuncak sıralayalım , çocuklar için en büyük oyuncak tencere tava, tencere tava…”

Babalar gezegeninden gelen yorumu da merak edersiniz şimdi. Onu da söyleyeyim:

”Yahu gerçekleri varken bu kartlarla niye uğraştırıyorsun çocuğu ”

 

Evimizdeki ilk günümüz – acaba bebeğim için yeterli miyim

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki hastaneden ayrılırken epey üzülmüştüm… İçinizde yaşıyorken daha farklı doğduğunda daha farklı oluyor.  Dilinden anlamıyorsunuz , ihtiyacının ne olduğunu tam olarak kestiremiyorsunuz. Hastanede bebek hemşireleri gerek anne eğitimi, gerek bebeğin bakımıyla ile ilgili oldukça destek olmuşlardı. (İtiraf etmeliyim ki o hastanede doğum yapmayı özel kılan da tamamen hemşirelerin şekerliğiydi) Onlara çok güveniyordum. Ve evde bebeğime iyi bir anne olabilecek miydim?

Arkadaşım Burcu’ya burdan selam olsun 🙂 Dedi ki bana Saadet hiç düşünme doğumla beraber sana sanki bir çip takıyorlar ve annelik donanımı üzerine yükleniyor. Bir anda sen anlamadan… ve Burcu yine haklı çıkıyor 🙂

Hastanede vedalaştıktan sonra yavaş bir araba yolculuğunun üzerine evimize geldik… Çok heyecanlı bir süreçti; hep hayalini kurduğumuz üç kişi dönme gerçekliğine kavuşmuştu.  Kalabalık ve şenlikliydik. Çoktuk ve güzeldik 🙂

Uras’a evine hoşgeldin dedikten sonra hemen yatağına yatırdık… Ben de ameliyatlıydım; yanımda 2 anne bir abla pervanelerim vardı.  Hemen pijamalarımı giyip yatağıma yattım. İkimiz beraber dinlendik…

Uykusuz geceler başlamıştı bulduğum her fırsatı çok güzel değerlendirmeliydim. Ben de öyle yaptım 🙂

Babalar gezegeni mi? Haaa o kendine gece yatacak yer arayışına geçti 🙂