Doğum korkusu

Her şey o çift çizgiyi görmekle başladı.. Amanın bir heyecan bir telaş.. Neticede yanılma payı var.. Soluklar hastanede laboratuvarda alındı.. Tahlil sonucu beklenirken zaman da bir o kadar yavaş akıyordu..

Ve beklenen sonuç.. Tahlil sonuçları pozitif…

Gelsin haftalar, gitsin haftalar.. Başlarda kafalarda o soru: acaba nasıl geçecek ilk haftalar? Ayşe’nin bulantıları olmuştu ama Sevgi’ninki de bir o kadar rahattı..

İkili tarama zamanı yaklaştı .. Aldı mı yeni bir telaş? Acaba cinsiyeti de öğrenilebilir mi? Kan tahlil için verildi, doktor ultrason ölçümlerini yaptı.. Gelsin sonuçlar.. Tüh cinsiyeti yine öğrenemedi..

– yapacak bir şey yok bir sonraki kontrolde belli olur…

Tamamdııııırrrr.. ikili tarama da temiz.. ohh be ne güzel rahatlık…

Ve o zaman yine yavaş akar… Geldi mi bir sonraki randevu.. Nefesler tutuldu.. Acaba papyon mu kurdela mı??? İçinden ne geçiyordu? Sağlıklı olması değil mi?

Ve cinsiyeti de öğrenildi.. Hadi çıkışta küçük bir alışveriş yapılsın mı? Şükürler olsun ki her şey yolunda…

Başlasın mı yeni bir telaş? Zaman sanki biraz daha hızlı akıyor artık.. En cok neye ihtiyaç duyuluyor? Emzik almalı mı? Zıbın kaç tane alınsa acaba? Park yatak mı ahşap beşik mi? Oda yapmalı mı?

Zaman akıyor yine aynı hızıyla..

Hastane odasını süslemeli mi? Doğum hediyesi ne olacak bebekten hatıra? Kendi elleriyle yapabilir miydi acaba? Kapı süsü nasıl olsun?

Zaman akıyor , akıyor, akıyooorrrr….

Doğum çantasını hazırlamalı mı? İçine neler koymalı? Az değil be canım geldi 36. hafta.. Hep normal doğum istedi, çevresi destekledi.. Acaba internetten doğum hikayeleri okumalı mı?

Doğum sancısı nasıl bir şeydi? Çok mu acı veriyordu? Hiç sezaryen düşünmemişti. Ne gerek var işin doğal boyutu varken? Ama duydu normal doğumdan sezaryene dönenleri..

Zaman yine akıyor ama yavaşladı sanki..

Sardı mı zihnini doğum korkusu? Nasıl olacaktı bilmiyordu neticede.. İyi şeyler duymak istiyordu yanında ise o gezegenden bir baba duruyordu…

Şimdiye kadar yazdıklarım sanırım tüm gebeler için özet geçilmiş bir süreçti..

İşte Deniz gebesinden özel bir kesit sunuyorum bu cümleden sonra size.. artık an be an doğumu bekliyor ve korkuyu o da yaşıyor.. sonra eşine diyor beni rahatlasana diye..

Ve Evrim baba , babalar gezegeninden bir cümleyle geliyor karşısına:

“ Atlar tek başına ayakta doğuruyor be Deniz”

Evrim babaya saygılar…. 🙂

Beyin bedava

İçimden çok pis yazmak geldi de .. Neyin üstüne ne yazayım bilemedim..

Bu aralar fazla duygu geçişlerim oldu.. Özlemlerim oldu.. Kendi üzerime sorgulayışlarım.. Baharın gelişi.. iklim değişiklikleri beynime vurdu..

Sevgili edebiyatçılar , bugün kendimi serbest bıraktım; hiçbir yazım kuralına dikkat etmeyeceğim.. affedin.. bu güven nereden derseniz söyleyeyim..

Sırtımı, bugün örnek olmak adına, güneşin içime işlerken bırakın kemiklerimi ruhumu ısıttığı o anda, kitaptaki kelimelere ve Didem’e ve Duygu’ya dayadım.. karşımda da Gizem vardı.. hepsi bana güzeldi..

Güne süper mario’lu anılarımla başladım.. o kara soğuğun sadece vücudumu dondururken aynı evi paylaştığım güzel Didem’in içimi ısıtmasıyla… bugün yine o yaldızlı arabesk mutfak dolaplarının olduğu eve dönüp ( ki bundan 6 sene öncesinden bahsediyorum) prensesi kurtarma çabasına girdim.. özledim…

Sonra üstüne Deniz bir resim paylaştı.. süper yaratıcı bir beynin çoraplardan yaptığı o insan figürü.. hoopp mevsimim sonbahar oldu.. kendime hüzünlendim sonra da isyana geçtim.. ona da şunu söyledim :

“ İnsanların bu yaratıcılıklarını görünce kendimi ottan bir tık fazla düsünen hissediyorum işte o an içimdeki aristo günümüz anlayısındaki kısmen ilkel kendi döneminde açtığı çığırla bağırıyor sado düsünen bir hayvansın diye”

 

İstemediğim o şeyleri yapma zorunluluğu… hop yine kışa döndü baharım..

Babalargezegenine ne zamandır yazmıyorum diye düşünürken.. hep eksik bıraktığım o şeyler… hep eksik.. hiç tamam değil.. sizde de öyle mi?

Yetememezlik hissi … kemiriyor mu? Beyniniz aynı anda mevsim geçişleri yaşıyor mu? Ya beynim soguk alırsa.. ıhlamur fotografları geçirir mi?

Sınav nasıl geçti sorusunun üstüne ne demişti o kpss’den çıkan abi:

Çok kolaydı.. Attım hafızaya beyin bedava , bedava ya..

Not: görsel google’dan


 

Emekçi kadınların anısına

Kadın nedir?

Bir ayrıcalıktır. Hormonların, beynin, vücudun, kalbin hep farklı çalışmasıdır. Daha zayıf görünmek ama daha güçlü olmaktır.

Kadınlar günü hangi toplumsal olayın üzerine kabul edildi biliyor musunuz? Hangi tarihte? Hangi acı olayın olmayan telafisi üzerine kutlanıyor biliyor musunuz?

8 Mart 1957… Yer : Amerika.. 40000 dokuma işçisi daha iyi koşullarda çalışmak için greve başladı. İşçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve çıkan yangında işçilerin barikatlardan kurtulamaması sonucunda 120 kadın işçi öldü.

120 kadın, 120 sevgili, 120 anne, 120 üretici…

O yüzden bugün en koyu renk rujumla, yüksek topuklarımla, en şen kahkahalarımla… eteğimin boyutuna aldırmadan, bu toplumda üreten bir birey olarak, bu toplumda var olarak… doğuran, yetiştiren, eğiten, üreten, seven ve küllerinden yeniden doğan o 120 kadın olarak – söylüyorum:

“Biz güçlüyüz; hem de çok güçlüyüz”

 

#dünyaemekçikadınlargünümüzkutluolsun

Sorumluluk

 

Hiçbir zaman dikkatsizliğimizi düşünemeyiz. Yani canımızın acısının sehpanın yeriyle degil de dikkatsizliğimizden oluştuğunu hiçbir zaman kabullenemeyiz..

Halbuki biz mikemmel varlıklardan oluşmuş bir millet olarak asla hata yapmayız.. Bu yüzden de sorumluluğumuzu hep başkalarına yükleriz. Eee çocukluğumuzdan beri böyle yetişiyoruz. Ayağımızı sehpaya çarparız, ağlarız ve biri gelir sehpayı döver.. Biz de sehpaya kızarız onun yüzünden oldu diye. Az biraz daha büyürüz, akıl yürütme şeklimiz değişir bu sefer de sehpayı buraya kim koymuş ki deriz .. Zaman ilerler biraz daha detaylı (!) düşünmeye başlarız bu sefer de ah bu sehpa böyle mi dizayn edilir deriz.. Bunu beğenip de alan kafaya ben ta ………

Hiçbir zaman dikkatsizliğimizi düşünemeyiz. Yani canımızın acısının sehpanın yeriyle degil de dikkatsizliğimizden oluştuğunu hiçbir zaman kabullenemeyiz..

Çünkü hata bizde hiç olmadı; hep karşı taraftaydı.. ve bizden bağımsız olarak gelişen her şey canımızı fena halde sıkıyordu.. İşte bunun tam bu noktada adı var:

Sorumluluk..

Nedir sorumluluk?

Yaptığımız özgür eylemlerin sonucunu kabul etmek..

Aldığımız her kararın, yaptığımız her eylemin sonucunu kabul etmek.. Benim kararımdı olumlusu ve olumsuzuyla kabulüm demek..

Ferahlatır bizi ; çünkü yükü başkasına atmak streslendirir, daha çok kızdırır. Halbuki sorumluluğu aldın mı iş değişir. İnsan en son kendine kızar sanırım ve kendini telafi etmek daha kolay olur. İşte bu yüzden, tam bu yüzden sorumluluğu almak rahatlatır bizi.

Peki ya sen ne yaptın ve ne yapıyorsun bu noktada?

Çocukken çarptığın sehpaya kızdın mı hiç?

Yoksa öğrencilik yıllarında yeterince çalışmadığın sınav için zor sormuş diye hocaya mı kızmıştın?

Hala tabelaya bakmayıp da navigasyonun yönlendirmesiyle ters yöne girip aldığın ceza için cep telefonunu mu fırlatıyorsun?

Yoksa o müthiş derbide tuttuğun takımın futbolcusunun hatasını hakemin kararında mı arıyorsun?

Peki ya şimdi? Çocuğunun canını acıtan o şeyi dövüyor musun?

Ve bunların hepsi kızdırıyor mu seni?

Çözümü basit.. Sorumluluğunu al ; sorumluluğunu al ve kurtul!

 

Babalar gezegenin çözümü mü?

Sehpayı kaldır ortadan :))

 

Not: görsel google’dan (ikeadan alıntı)

Bir romantik aşk hikayesi -1

Onlar cocuktu.. Beraber oyun oynarlardı; belki de oynadıkları bir evcilik oyununda anne ve baba olmuşlardı.. Karadeniz’in sakin bir kentinde küçük çocuklardı..

Okul vs derken kopup gittiler.. Sonra büyüdüler , mesleklerini ellerine aldılar evlilik çağları geldi ama birbirlerinden bihaber..

Ortak tanıdıkları o teyze – iyi ki var teyze- dedi ki bir gün onlara sizi tanıştırayım.. Bir görüşüyorlar ki eski çocukluk arkadaşları.. Kafalar o biçim sarmış..

Sevgili oluyorlar.. İşler ciddiye biniyor bir taraftan yavaştan da evlilik düşünceleri devreye giriyor.. Çocukluktan gelme iki insan, iki kalp bir aşk..

Zaman yine akıyor.. Nilay bir yıllık izninde gidiyor memleketine, sevdiceğiyle görüşüyor.. Sevdiceği diyor ki annem seninle tanışmak istiyor.. Nilay sevinçli, Nilay heyecanlı, Nilay panik.. Tamam diyor alıyor bir kutu ekler pasta gidiyor müstakbel kayınvalideye.. Eller öpülüyor falan derken sevdiceği demez mi annesine “ anne Nilay adını koyalım diyor” diye.. Anne sevinçli, anne heyecanlı, anne panik.. Nilay şaşkın ve utangaç.. ( çünkü demedi öyle; sesini de çıkaramıyor)

Kayınvalide işleri hızlandırıyor, Nilay çalıştığı şehre dönmeden istemeyi, nişanı halledelim diyor. En acilinden ve en romantiğinden nişanlanıyor bizim gençler.

Zaman geçiyor.. Koca bir yıl..

Sırada düğün.. O da ayrı bir trajedi.. Salon sahibi düğüne üç gün kala paraları alıp kaçmış.. Evrene kafa tuttuk evlenmek için diye anlatıyor Nilay..

Tüm bunlara rağmen evlendi bizim gençler.. Mutlu mesut o aşk gezegeninde yaşadılar.. İki kişilik dünyaları pembe renkteydi..

Vee bir gün Nilay hamile kaldı. Her ay geçtikçe babalar gezegeni de bir tık daha yaklaşıyordu dünyalarına.. Ve doğdu o dünya tatlısı Yağız..

Nilay da bir gün şunu anlattı:

“ Geçen gece çocuk ağladı , kocam gözünün birini açıp Nilay sustur şu çocuğu dedi. Ben de bir saniye karanlıkta düğmesini bulmakta zorlanıyorum diye cevapladım”

Ve o gün sevgili babamız babalar gezegenine taşındı..

 

O gezegendeki tüm babalara ,

  • Hepinize sevgiler 😊

2 yaş inadı

Bir 2.5 yaş inadının en olmazsa olmaz başa çıkma yöntemleri- buyrun burdan yakın:  

Sanırım internetteki mükemmel montesorri anneleriyle karşılaşınca afallıyorsunuz.. Bende olmadı da(!) olan arkadaşları biliyorum. Çocukları melek & melek..

Uras’ın bu sürecini nasıl yönetiyoruz merak ediyor musunuz? Hemen konuya geçiyorum o halde:

Ya tatlıııııımmmmmm tabiki de bizim çocuk inatlaşmıyoooorrr- inatlaşamıyor çocuk çünkü biz ailecek Alman disipliniyle çocuk yetiştiriyoruz (!)

Tamaaaaaaammm geyiği kenara bırakıp gerçeklere dönüyorum. Öncelikle şunu söyleyeyim sana sevgili okur biz 2 yaş inadıyla 2.5 yaşında karşılaştık. En sık kullandığı kelime “olmaaasss , benim “

Bu konuda babalar gezegeninden Alper baba devreye girdi. Çocuk neye elini atsa benim dedi. Uras da sinirlenip yok benim demeye başladı. Sonra bunu sık sık yaparak oyuna döktüler. Şimdi Alper baba ortada herhangi bir nesne yokken bir anda benim diyor ve Uras da gülerek olmas benim diyor..

Ben ne yapıyorum inat konusunda? Olmaması gereken noktalarda kararlı duruyorum , (harbiden kararlı duruyorum – insallah bu baslangıç evresi inat degildir diyerek kararlı duruyorum- ) konu değiştiriyorum.. Sonra dikkat dagıtıyorum.. Çok çok istediği bir şey olduğunda o da vazgeçmiyor. Çakal bana unutturup (!) yine bildiğini okuyor . İşte tam o anda kararlı bir anne olarak ben de unutuyorum 🙂

Bir de bu dönemde daha çok karar almaya hevesli oldu. Dışarı çıkarken direkt cimbom giyeceğim diyor. Diyemiyorum ki bebeye oğlum geçen hafta Başakşehir’e yenildik.. Bugün de Beşiktaş’a… Gs logosunu görmesi yetiyor.. İşte tam bu noktada da onu tebrik ediyorum : “bravo oğlum, kararlı ol yensen de yenilsen de arkasında dur – adamsııııınnnn – adamın dibisiiiiinnnnnnnnn- “ (hooppp yazar burda cinsiyetçi takılmıştır gözardı edin size zahmet)

Neyse ne diyordum ?? Hıh! Karar alma! Evet , evet işte tam bu noktada içimdeki Dilşad devreye giriyor. Canım ablamı örnek aldığım doğrudur. Çocuklarına kendi istediği seçenekleri sunardı; kararı çocuklar alırdı.. Uras da kendi kararını kendi alıyor 🙂 nıhahahah

Dipnot: bu yazı ne kadan da mikemmel olduğumuzu belirtmek ve züper anne olduğumu göstermek için yazılmıştır –

Dipnot2: fark ettiysen babalar gezegeninden bir baba yazmadım Alper baba yazdım. Malum adam başarılı oldu (ironi yok cidden başarılı oldu)
💙💙💙💙💙💙

Sevgimle hepinize

Tüm aşıklara

Nasıl başlasam aslında hiç bilemedim.. Bu öyle bir sevgidir ki; görmediğin birini böyle de sevemezsin..

Başta bir şarkıdır ; ölmedi yüreğimde yaşıyor dersin.. Sonra ezberlediğin bir şiirdir…

Her sabah okuduğun andımızda gizlidir
Biraz daha büyürsün ilkeler oluverir ve yıllar geçer inkılaplar, fikirler..

Yine en başa dönersin ölmedi dersin yüreğimde yaşıyor.. Düşünceler ölmez dersin; anlarsın anladıkça daha çok, daha çok seversin…

Bir milletin yitmeye yüz tutmuş anında ışığı olduğunu hatırlar; umutsuzluğa büründüğün anda umudun yapıverirsin..

Milletin şansıdır dersin ; benim şansım..

Ve her 10 Kasım 9:05’te sirenin sesiyle hayat durur; fikirler ölmez diye tesellisini yaparsın ama içine işler o ses; gözlerin dolar..

Zaman geçer sen büyürsün..

Sen büyüdükçe ; beynin büyür; kalbin büyür içindeki aşk büyür..

Ve her geçen gün isimlendirmeye çalışırsın ve sonunda bulursun :

“Atatürk bir aşktır”

Tüm aşıklara,

Sevgimle hepinize

Babalargezegenindeki dışavurum da: Atatürk kalp kalp’tir

 

not: görsel googledan

anadiyo ile ikinci cocuk

Yahu bu Saadet de iyice tembelliğe alıştı, millet yazıyor o da paylaşıyor demeyin sakın.. Anadiyoo o , boru mu arkadaş? Kalemi kuvvetli bir arkadaşımız, Büşra..  Hem bir ana hem bir öğretmen .. Asıl mevzu şu ki iki çocuklu bir anne.. Hani şu bizim çok merak ettiğimiz kardeş konusu var ya ? Tek çocuklu ebeveynlerin merakı.. Uzatma artık Saadet dediğinizi duyar gibiyim ; buyrun o zaman : keyifli okumalar .. 🙂

—�—�—�—

Kardeş Konusu SSS..(Sıkça Sorulan Sorular)
Annemizin karnindan çıkıp da mayalanmaya durduğumuz günden bu yana,bir yandan taş gibi tutmakla dertlenirken,bir yandan yaşamın doğal döngüsü içinde yuvarlanıp, aynaya bakmaya fırsat bulamıyoruz.
O zaman neden, daha kendimizi gerçekleştirememişken,elaleme “Kardeş ne zaman?” falan diye soruyoruz ,hı?
Kadın daha lohusa depresyonunu atlatamamışken,bedenen yeni bir hamileliğe hazır hissetmiyorken,iki yaş sendromlu bir veledin inadından sürmenaj olmuşken,bu kadıncağızın hayatını kolaylaştırmak yerine,neden “kardeş ne zaman?” Diye iki de bir mobbing uyguluyoruz?
Nasip işi başka tabi..
Ben kardeşler arası ideal yaş farkı denen şeye inanmıyorum. Bir sürü parametre var bu konuda ve çok fazla kişiye özel,aileye özel bir durum.
Bir kere, kardeş fikrinde samimi miyiz? “Napçan işte kardeş de lazım.” Diye olmaz.
İlk çocukta olanları düşünürsek; mesela, hamilelikte zekası gelişsin,daha karnımızdayken müzik zevkimizi kapsın diye ,sevdiğimiz grupları dinlettiğimiz çocuk,bugün”anne senin sevdiğin şarkılar beni bayıyor!” diyor, “o sen olsan bari” “bam bam bam” falan diye şarkılar söylüyor.
Biz en kötü,sekiz notayla iş çeviren Serdar Ortaç’ın Karabiberi’nin zeytin travmasına tutulup,kendimizi Kurt Cobain’in kollarında bulduk. Metin Arolat’ın meme arasından yediği yoğurtta boğulurken, Radiohead can simidimiz oldu. Kargo dinledik, Öykü Serter’le beşte beş dedik, Şebo mu Özlem Tekin mi tartıştık falan. Bam bam bam?Pardon ne?
İşte her şey umduğumuz gibi olamayabiliyor. Öykü Serter’in bile tarzlı marzlı programlara başladığı bir ülkedeyiz.
Tüm düşündürücü yanlarının yanında,olağanüstü güzel yanları da var..Kardeşlik,kardeş olmak mesela.. Kardeşler oldukça,bir kere kendinizi tamamlanmış hissediyorsunuz. Birinde bulamadığınızı diğerinde buluyorsunuz. Sevgiler peş peşe çoğalıyor. Sevilip durulacak başka başka insancıklar. Anne diyen bir çok insan.
Kardeşler arası yaş farkı kaç olmalı?
Dediğim gibi,ideal yaş farkı yok bana göre. İkiden fazla yaş farkı olduğunda,büyük çocuk artık daha bağımsız olduğu için, bakım işleri konusunda daha rahat oluyorsunuz. Tuvalet eğitimini tamamlamış,kendi kendine yemeğini yiyebilen ,okul öncesi eğitimine başlamış bir çocuk ile ikinci bebeğinize daha çok vakit ayırabiliyorsunuz.
Fakat,çocuğunuzun fıtratı kıskanmaya meyilliyse ,ne yaparsanız yapın,kaç yaş farkı olursa olsun kıskanıyor.
İki çocuk arası yaş farkı iki ve daha az olduğunda,tecrübe ettiğim bir durum değil ama, bakım ve ilgi işleri çok çok daha enerji isteyeceği kesin. Fakat bir yandan da, küçük olan biraz toparlandıkça,birlikte daha iyi arkadaşlık edebilecekler. Akran olacaklar.
Kardeş ile birlikte maddi olarak neler bekliyor?
Dünyaya gelenin rızkını veren Allah. Ben bu konuda hiç düşünmedim. Hatta şöyle bir şey de oluyor,ilk çocuğa yaptığınız gereksiz harcamaları ikincide yapmıyorsunuz. Büyük çocuktan kalanlar oluyor.
Kardeş kıskançlığını önlemenin bir yolu var mı?
Yok. Koca koca insanlar bile, yeri geliyor kıskançlık yapmıyor mu? Anne baba olarak görevimiz bence, kardeşler arasında adil olmak.
Kardeş ne zaman olsun?
Bir sürpriz olmadıysa, anne ve baba kendini ne zaman hazır hissediyorsa. Maddi manevi. Özellikle anne,o enerjiyi kendinde bulabiliyorsa, yeni bebeğin getireceklerini göze aldıysa. İlk lohusa depresyonundan çıkmayı başarabildiyse. Bedenen de hazırsa. Bana göre böyle.
Evde yeni bir bebeğe yer açmak derken?
Kendinize yer açmak için çaba sarfedeceğiniz bir sürece gireceksiniz diyim. Evde bebek odası,çocuk odası diye bir şey yok.. Her yer onların her yer….
Allah herkese hayırlı evlat versin diyip bitiriyorum. İki çocuklu kadın kafasıyla see you later calculater diyip öpüyorum..kib bye.

Bir Cumhuriyet yazısı..

 

Kendim yazmadım, sanırım bundan güzelini de yazamazdım.. Ah bir de kendi sesinden dinleseniz; ben dinlerken ağladım ..İsminin geçmesini istemedi ; ama tesekkürler yüregi güzel insan paylasmam için izin verdi. Keyifli okumalar..

BİR CUMHURİYET YAZISI

 

Anadolu her köşesi yiğit dolu. Alırız dediler, yıkarız dediler ama unuttular burası Anadolu.

Kınalı Hasanlar, Şerife Bacılar, Şahin Beyler, Hasan Tahsinler dolu. Bağımsızlık uğruna, onurlu bir gelecek uğruna toprağa düşen şehitlerle dolu.

Anadolu’da bir komutan, mavi gözleri deniz. Ne fırtınalar yaşandı o denizde, ne acılar, ne sakinlikler. Geri dönmek yok, haykırdı Mustafa Kemal: “ Ya İstiklal Ya Ölüm!”

Şahlandı Anadolu, kim tutar onu, yılmak yok, boyun eğmek yok. Bağımsızlık işlemişti bir kere ruhuna, hangi çılgın vuracaktı zinciri ona.

Anadolu’nun bağrında bir şehir, bozkırın ortasında. Mevsim sonbahar, yüreklerde coşku, yüreklerde ilkbahar.

Ankara’da bir meclis, tarih 29 Ekim. Mecliste bir önder, müjdeledi ulusuna: “ Acılarını dindir, gözyaşlarını sil, bugün senin, bugün bayram, bugün cumhuriyet.”

Ulu önderim yazıyorsak sana minnettarlığımızı, özgürsek bu cennet vatanda, bize olan sevgindendir. Sana olan sevgimiz ise gönüldendir…

Saygılarımla

Z. K

 

 

not: görsel googledan

Işın Açar ile annelikten bir kesit röportajı

Merhabaaallaaaarrrrrr!! Hem de uzun bir aradan sonra merhaba 🙂 Kendini çok severek takip ettiğim Işın Açar ile anneliğe dair biraz uzaktan sohbet ettik.. Blogunu da severek takip ediyorum buyrun size linki de bırakıyorum ( www.isinacar.com ) Ben sordum o cevapladı , anlattı daha çok anlatsaydı  seve seve dinlerdim.. Bankacı anne o; bir de iki cocuklu ya merak ettiklerim vardı — Gelin başlayalım 🙂

Devamını Oku →